Lire le Ruku 516 du Coran

Le Ruku 516 est extrait de la Sourate Al-Mursalat (versets 1 à 40). Il contient 40 versets et appartient au Juz 29.

05 Ağustos 2026 tarihinde 16h34 saatinde güncellendi

Ruku 516 dans le Coran

40
versets
1
Sourate
29
Jouz
v.1 – v.40
Versets
المرسلات · Jouz 29
Navigation
Favoris
Audio
Mémorisation
Affichage
Page 580
◄ Ruku 516 ►
سورة المرسلات
Jouz 29 88.4% (381/431)
Hizb 58 77.8% (175/225)

وَٱلْمُرْسَلَـٰتِ عُرْفًۭا ﴿1﴾

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

فَٱلْعَـٰصِفَـٰتِ عَصْفًۭا ﴿2﴾

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

وَٱلنَّـٰشِرَٰتِ نَشْرًۭا ﴿3﴾

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

فَٱلْفَـٰرِقَـٰتِ فَرْقًۭا ﴿4﴾

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

فَٱلْمُلْقِيَـٰتِ ذِكْرًا ﴿5﴾

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

عُذْرًا أَوْ نُذْرًا ﴿6﴾

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌۭ ﴿7﴾

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ ﴿8﴾

Yıldızların ışığı giderildiği zaman,

وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ ﴿9﴾

Gök yarıldığı zaman,

وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ ﴿10﴾

Dağlar pamuk gibi atıldığı zaman,

وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ ﴿11﴾

Peygamberlere ümmetleri hakkında şahidlik vakitleri bildirildiği zaman;

لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ ﴿12﴾

Bu, hangi güne bırakılmıştı?

لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ ﴿13﴾

Hüküm gününe bırakılmıştı.

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ﴿14﴾

Hüküm gününün ne olduğunu sen nerden bilirsin?

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿15﴾

O gün yalanlamış olanların vay haline!

أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ ﴿16﴾

Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.

ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْـَٔاخِرِينَ ﴿17﴾

Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.

كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ ﴿18﴾

Suçlulara böyle yaparız.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿19﴾

O gün, yalanlamış olanların vay haline!.

أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍۢ مَّهِينٍۢ ﴿20﴾

Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?

فَجَعَلْنَـٰهُ فِى قَرَارٍۢ مَّكِينٍ ﴿21﴾

Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?

إِلَىٰ قَدَرٍۢ مَّعْلُومٍۢ ﴿22﴾

Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?

فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَـٰدِرُونَ ﴿23﴾

Buna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz!

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿24﴾

O gün yalanlamış olanların vay haline!

أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا ﴿25﴾

Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?

أَحْيَآءًۭ وَأَمْوَٰتًۭا ﴿26﴾

Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?

وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَـٰمِخَـٰتٍۢ وَأَسْقَيْنَـٰكُم مَّآءًۭ فُرَاتًۭا ﴿27﴾

Orada yüksek yüksek sabit dağlar var edip size tatlı sular içirmedik mi?

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿28﴾

Yalanlamış olanların vay o gün haline!

ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ﴿29﴾

İnkarcılara o gün şöyle denir: "yalanlayıp durduğunuz şeye gidin;"

ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّۢ ذِى ثَلَـٰثِ شُعَبٍۢ ﴿30﴾

"gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."

لَّا ظَلِيلٍۢ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ ﴿31﴾

"gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."

إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍۢ كَٱلْقَصْرِ ﴿32﴾

O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.

كَأَنَّهُۥ جِمَـٰلَتٌۭ صُفْرٌۭ ﴿33﴾

O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿34﴾

Yalanlamış olanların o gün vay haline!

هَـٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ ﴿35﴾

Bu, onların konuşamayacakları gündür.

وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ ﴿36﴾

Onlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿37﴾

Yalanlamış olanların o gün vay haline!

هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَـٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ ﴿38﴾

"Bu, sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür."

فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌۭ فَكِيدُونِ ﴿39﴾

"Eğer bir düzeniniz varsa Bana kurun."

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿40﴾

Yalanlamış olanların o gün vay haline!.

بسم الله الرحمن الرحيم Cmt 27 Rebiülahir
السبت 27 ربيع الآخر
هلال متناقص Azalan Hilal Gün 28.6 / 29.5
Aydınlatma 1%
Yeni ay 1 gün içinde
سبحان الله Allah'ı tesbih ederim

إِنَّ ٱللَّهَ وَمَلَٰٓئِكَتَهُۥ يُصَلُّونَ عَلَى ٱلنَّبِىِّ ۚ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ صَلُّوا۟ عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا۟ تَسْلِيمًا

Allah'ı ve melekleri, Peygambere salat etmekte(onun şerefini gözetmeğe, şanını yüceltmeğe özen göstermekte)dir. Ey inananlar, siz de ona salat edin, (onun şanını yüceltmeğe özen gösterin); içtenlikle selam edin (ona esenlik dileyin).

Al-Ahzab 33:56

Peygamber'e Salavat Getirmek