الأعلى · Cüz 30
Git
Yer İmleri
Kâri
Oynatma hızı
Ayet tekrarı
Tekrarla
Otomatik kaydırma
Çeviri
Arapça yazı tipi
Metin boyutu
Arapça
Çeviri
Ezberlenecek aralık
Tekrarlar
Ayet başına
Tam döngü
Ana kâri
Devam ediyor - A-B Döngüsü /

Kur'an'ın 60. Hizbini Oku

60. hizb, Cüz 30'ün parçasıdır. Mushaf'ın 13 sayfasında 288 ayet içerir.

10 Temmuz 2026 tarihinde 03h41 saatinde güncellendi

Sayfa 592
Hizb 60
سورة الأعلى
Cüz 30 51.6% (291/564)
Hizb 60 5.2% (15/288)

بَلْ تُؤْثِرُونَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا ﴿١٦﴾

Ama sizler dünya hayatını tercih ediyorsunuz.

وَٱلْـَٔاخِرَةُ خَيْرٌۭ وَأَبْقَىٰٓ ﴿١٧﴾

Oysa ahiret daha iyi ve daha bakidir.

إِنَّ هَـٰذَا لَفِى ٱلصُّحُفِ ٱلْأُولَىٰ ﴿١٨﴾

Doğrusu bu hükümler ilk sahifelerde, İbrahim ve Musa'nın sahifelerinde de vardır.

صُحُفِ إِبْرَٰهِيمَ وَمُوسَىٰ ﴿١٩﴾

Doğrusu bu hükümler ilk sahifelerde, İbrahim ve Musa'nın sahifelerinde de vardır.

هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلْغَـٰشِيَةِ ﴿١﴾

Her şeyi kaplayacak kıyametin haberi sana gelmedi mi?

وُجُوهٌۭ يَوْمَئِذٍ خَـٰشِعَةٌ ﴿٢﴾

O gün bir takım yüzler zillete bürünmüştür.

عَامِلَةٌۭ نَّاصِبَةٌۭ ﴿٣﴾

Zor işler altında bitkin düşmüştür.

تَصْلَىٰ نَارًا حَامِيَةًۭ ﴿٤﴾

Yakıcı ateşe yaslanırlar.

تُسْقَىٰ مِنْ عَيْنٍ ءَانِيَةٍۢ ﴿٥﴾

Kızgın bir kaynaktan içirilirler.

لَّيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ إِلَّا مِن ضَرِيعٍۢ ﴿٦﴾

Semirtmeyen, açlığı gidermeyen kötü kokulu (kuru) bir dikenden başka yiyecekleri yoktur.

لَّا يُسْمِنُ وَلَا يُغْنِى مِن جُوعٍۢ ﴿٧﴾

Semirtmeyen, açlığı gidermeyen kötü kokulu (kuru) bir dikenden başka yiyecekleri yoktur.

وُجُوهٌۭ يَوْمَئِذٍۢ نَّاعِمَةٌۭ ﴿٨﴾

İnanmış olanların yüzleri, o gün, pırıl pırıldır.

لِّسَعْيِهَا رَاضِيَةٌۭ ﴿٩﴾

Yaptıklarından hoşnuddurlar.

فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍۢ ﴿١٠﴾

Yüksek bir cennettedirler.

لَّا تَسْمَعُ فِيهَا لَـٰغِيَةًۭ ﴿١١﴾

Orada boş söz işitmezler.

فِيهَا عَيْنٌۭ جَارِيَةٌۭ ﴿١٢﴾

Orada akan kaynak vardır.

فِيهَا سُرُرٌۭ مَّرْفُوعَةٌۭ ﴿١٣﴾

Orada, yükseltilmiş tahtlar vardır.

وَأَكْوَابٌۭ مَّوْضُوعَةٌۭ ﴿١٤﴾

Yerleştirilmiş kaseler,

وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌۭ ﴿١٥﴾

Sıra sıra yastıklar,

وَزَرَابِىُّ مَبْثُوثَةٌ ﴿١٦﴾

Serilmiş, yumuşak tüylü halılar vardır.

أَفَلَا يَنظُرُونَ إِلَى ٱلْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ ﴿١٧﴾

Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?

وَإِلَى ٱلسَّمَآءِ كَيْفَ رُفِعَتْ ﴿١٨﴾

Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?

وَإِلَى ٱلْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ ﴿١٩﴾

Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?

وَإِلَى ٱلْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ ﴿٢٠﴾

Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?

فَذَكِّرْ إِنَّمَآ أَنتَ مُذَكِّرٌۭ ﴿٢١﴾

Sen öğüt ver! Esasen sen sadece bir öğütçüsün.

لَّسْتَ عَلَيْهِم بِمُصَيْطِرٍ ﴿٢٢﴾

Sen, onlara zor kullanacak değilsin.

إِلَّا مَن تَوَلَّىٰ وَكَفَرَ ﴿٢٣﴾

Ama kim yüz çevirir, inkar ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır.

فَيُعَذِّبُهُ ٱللَّهُ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَكْبَرَ ﴿٢٤﴾

Ama kim yüz çevirir, inkar ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır.

إِنَّ إِلَيْنَآ إِيَابَهُمْ ﴿٢٥﴾

Doğrusu onların dönüşü Bize'dir.

ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُم ﴿٢٦﴾

Şüphesiz sonra hesaplarını görmek de Bize düşmektedir.

Sayfa 593
Hizb 60
سورة الفجر
Cüz 30 56.9% (321/564)
Hizb 60 15.6% (45/288)

وَٱلْفَجْرِ ﴿١﴾

Tanyerinin ağarmasına and olsun;

وَلَيَالٍ عَشْرٍۢ ﴿٢﴾

Zilhicce ayının ilk on gecesine and olsun;

وَٱلشَّفْعِ وَٱلْوَتْرِ ﴿٣﴾

Herşeyin çiftine de, tekine de and olsun;

وَٱلَّيْلِ إِذَا يَسْرِ ﴿٤﴾

Gelip geçen geceye and olsun ki, bunların her biri akıl sahibi için birer yemine değmez mi?

هَلْ فِى ذَٰلِكَ قَسَمٌۭ لِّذِى حِجْرٍ ﴿٥﴾

Gelip geçen geceye and olsun ki, bunların her biri akıl sahibi için birer yemine değmez mi?

أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ ﴿٦﴾

Rabbinin, hiçbir memlekette benzeri ortaya konmayan sütunlara sahip İrem şehrinde oturan Ad milletine ne ettiğini görmedin mi?

إِرَمَ ذَاتِ ٱلْعِمَادِ ﴿٧﴾

Rabbinin, hiçbir memlekette benzeri ortaya konmayan sütunlara sahip İrem şehrinde oturan Ad milletine ne ettiğini görmedin mi?

ٱلَّتِى لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِى ٱلْبِلَـٰدِ ﴿٨﴾

Rabbinin, hiçbir memlekette benzeri ortaya konmayan sütunlara sahip İrem şehrinde oturan Ad milletine ne ettiğini görmedin mi?

وَثَمُودَ ٱلَّذِينَ جَابُوا۟ ٱلصَّخْرَ بِٱلْوَادِ ﴿٩﴾

Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?

وَفِرْعَوْنَ ذِى ٱلْأَوْتَادِ ﴿١٠﴾

Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?

ٱلَّذِينَ طَغَوْا۟ فِى ٱلْبِلَـٰدِ ﴿١١﴾

Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?

فَأَكْثَرُوا۟ فِيهَا ٱلْفَسَادَ ﴿١٢﴾

Vadide kayaları kesip yontan Semud milletine, memleketlerde aşırı giden, oralarda bozgunculuğu artıran, sarsılmaz bir saltanat sahibi Firavun'a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?

فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ ﴿١٣﴾

Rabbin onları azap kırbacından geçirmiştir.

إِنَّ رَبَّكَ لَبِٱلْمِرْصَادِ ﴿١٤﴾

Doğrusu Rabbin hep gözetlemektedir.

فَأَمَّا ٱلْإِنسَـٰنُ إِذَا مَا ٱبْتَلَىٰهُ رَبُّهُۥ فَأَكْرَمَهُۥ وَنَعَّمَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَكْرَمَنِ ﴿١٥﴾

Rabbin denemek için bir insana iyilik edip, nimet verdiği zaman, o: "Rabbim beni şerefli kıldı" der.

وَأَمَّآ إِذَا مَا ٱبْتَلَىٰهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَهَـٰنَنِ ﴿١٦﴾

Ama onu sınamak için rızkını daraltıp bir ölçüye göre verdiği zaman: "Rabbim bana hor baktı" der.

كَلَّا ۖ بَل لَّا تُكْرِمُونَ ٱلْيَتِيمَ ﴿١٧﴾

Hayır; yetime karşı cömert davranmıyorsunuz.

وَلَا تَحَـٰٓضُّونَ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ ﴿١٨﴾

Yoksulu yedirmek konusunda birbirinize özenmiyorsunuz.

وَتَأْكُلُونَ ٱلتُّرَاثَ أَكْلًۭا لَّمًّۭا ﴿١٩﴾

Size kalan mirası hak gözetmeden yiyorsunuz.

وَتُحِبُّونَ ٱلْمَالَ حُبًّۭا جَمًّۭا ﴿٢٠﴾

Malı pek çok seviyorsunuz.

كَلَّآ إِذَا دُكَّتِ ٱلْأَرْضُ دَكًّۭا دَكًّۭا ﴿٢١﴾

Ama yer, çarpılıp paralandığı zaman;

وَجَآءَ رَبُّكَ وَٱلْمَلَكُ صَفًّۭا صَفًّۭا ﴿٢٢﴾

Melekler sıra sıra dizilip, Rabbinin buyruğu gelince,

وَجِا۟ىٓءَ يَوْمَئِذٍۭ بِجَهَنَّمَ ۚ يَوْمَئِذٍۢ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَـٰنُ وَأَنَّىٰ لَهُ ٱلذِّكْرَىٰ ﴿٢٣﴾

O gün, cehennem ortaya konur. O gün insan öğüt almaya çalışır ama artık öğütten ona ne?

Sayfa 594
Hizb 60
سورة الفجر
Cüz 30 61.0% (344/564)
Hizb 60 23.6% (68/288)

يَقُولُ يَـٰلَيْتَنِى قَدَّمْتُ لِحَيَاتِى ﴿٢٤﴾

"Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaymışım" der.

فَيَوْمَئِذٍۢ لَّا يُعَذِّبُ عَذَابَهُۥٓ أَحَدٌۭ ﴿٢٥﴾

O gün, hiç kimse, Allah'ın azabettiği gibi azabedemez.

وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُۥٓ أَحَدٌۭ ﴿٢٦﴾

Hiç kimse O'nun vurduğu bağ gibisini bağlayamaz.

يَـٰٓأَيَّتُهَا ٱلنَّفْسُ ٱلْمُطْمَئِنَّةُ ﴿٢٧﴾

Ey huzur içinde olan can!

ٱرْجِعِىٓ إِلَىٰ رَبِّكِ رَاضِيَةًۭ مَّرْضِيَّةًۭ ﴿٢٨﴾

O, senden, sen de O'ndan hoşnut olarak Rabbine dön!

فَٱدْخُلِى فِى عِبَـٰدِى ﴿٢٩﴾

Ey can! İyi kullarımın arasına gir.

وَٱدْخُلِى جَنَّتِى ﴿٣٠﴾

Cennetime gir.

لَآ أُقْسِمُ بِهَـٰذَا ٱلْبَلَدِ ﴿١﴾

Bu şehre (Mekke'ye) yemin ederim; ki sen bu şehirde oturmuşsun.

وَأَنتَ حِلٌّۢ بِهَـٰذَا ٱلْبَلَدِ ﴿٢﴾

Bu şehre (Mekke'ye) yemin ederim; ki sen bu şehirde oturmuşsun.

وَوَالِدٍۢ وَمَا وَلَدَ ﴿٣﴾

Doğurana ve doğurduğuna and olsun ki;

لَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ فِى كَبَدٍ ﴿٤﴾

İnsanoğlunu, zorluklara katlanacak şekilde yarattık.

أَيَحْسَبُ أَن لَّن يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌۭ ﴿٥﴾

İnsanoğlu, kendisine kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?

يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالًۭا لُّبَدًا ﴿٦﴾

"Yığın yığın mal tüketmişimdir" diyor.

أَيَحْسَبُ أَن لَّمْ يَرَهُۥٓ أَحَدٌ ﴿٧﴾

O, kimsenin kendisini görmediğini mi zannediyor?

أَلَمْ نَجْعَل لَّهُۥ عَيْنَيْنِ ﴿٨﴾

Biz onun için iki göz, bir dil ve iki dudak var etmedik mi?

وَلِسَانًۭا وَشَفَتَيْنِ ﴿٩﴾

Biz onun için iki göz, bir dil ve iki dudak var etmedik mi?

وَهَدَيْنَـٰهُ ٱلنَّجْدَيْنِ ﴿١٠﴾

Biz ona eğri ve doğru iki yolu da göstermedik mi?

فَلَا ٱقْتَحَمَ ٱلْعَقَبَةَ ﴿١١﴾

Ama o, zor geçidi aşmaya girişemedi.

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْعَقَبَةُ ﴿١٢﴾

O zor geçidin ne olduğunu sen bilir misin?

فَكُّ رَقَبَةٍ ﴿١٣﴾

O geçit, bir köle ve esir azadetmek,

أَوْ إِطْعَـٰمٌۭ فِى يَوْمٍۢ ذِى مَسْغَبَةٍۢ ﴿١٤﴾

Yahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır.

يَتِيمًۭا ذَا مَقْرَبَةٍ ﴿١٥﴾

Yahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır.

أَوْ مِسْكِينًۭا ذَا مَتْرَبَةٍۢ ﴿١٦﴾

Yahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır.

ثُمَّ كَانَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلْمَرْحَمَةِ ﴿١٧﴾

Sonra, inanıp birbirlerine sabır tavsiye edenlerden, merhametlilerden olmayı tavsiye edenlerden olmaktır.

أُو۟لَـٰٓئِكَ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ ﴿١٨﴾

İşte bunlar amel defterleri sağdan verilenlerdir.

وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا هُمْ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ ﴿١٩﴾

Ayetlerimizi inkar edenler, işte onlar amel defterleri sollarından verilenlerdir.

عَلَيْهِمْ نَارٌۭ مُّؤْصَدَةٌۢ ﴿٢٠﴾

Onlar her yönden ateşle kapatılacaklardır.

Sayfa 595
Hizb 60
سورة الشمس
Cüz 30 65.8% (371/564)
Hizb 60 33.0% (95/288)

وَٱلشَّمْسِ وَضُحَىٰهَا ﴿١﴾

Güneşe ve onun ışığına,

وَٱلْقَمَرِ إِذَا تَلَىٰهَا ﴿٢﴾

Ardından gelmekte olan aya,

وَٱلنَّهَارِ إِذَا جَلَّىٰهَا ﴿٣﴾

Onu ortaya koyan gündüze,

وَٱلَّيْلِ إِذَا يَغْشَىٰهَا ﴿٤﴾

Onu bürüyen geceye,

وَٱلسَّمَآءِ وَمَا بَنَىٰهَا ﴿٥﴾

Göğe ve onu yapana,

وَٱلْأَرْضِ وَمَا طَحَىٰهَا ﴿٦﴾

Yere ve onu yayana,

وَنَفْسٍۢ وَمَا سَوَّىٰهَا ﴿٧﴾

Kişiye ve onu şekillendirene,

فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَىٰهَا ﴿٨﴾

Sonra da ona iyilik ve kötülük kabiliyeti verene and olsun ki:

قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّىٰهَا ﴿٩﴾

Kendini arıtan saadete ermiştir.

وَقَدْ خَابَ مَن دَسَّىٰهَا ﴿١٠﴾

Kendini fenalıklara gömen kimse de ziyana uğramıştır.

كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوَىٰهَآ ﴿١١﴾

Semud milleti, içlerinden en azgını ileri atılınca, azgınlığı yüzünden peygamberleri yalanladı.

إِذِ ٱنۢبَعَثَ أَشْقَىٰهَا ﴿١٢﴾

Semud milleti, içlerinden en azgını ileri atılınca, azgınlığı yüzünden peygamberleri yalanladı.

فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ ٱللَّهِ نَاقَةَ ٱللَّهِ وَسُقْيَـٰهَا ﴿١٣﴾

Allah'ın peygamberi onlara, Allah'ın devesini göstermiş ve: "Allah'ın bu devesine ve onun su hakkına dokunmayın" demişti.

فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُم بِذَنۢبِهِمْ فَسَوَّىٰهَا ﴿١٤﴾

Onu yalanladılar ve deveyi boğazladılar. Bunun üzerine Rableri, suçlarından dolayı onların üzerine katmerli azap indirdi; yerle bir etti onları.

وَلَا يَخَافُ عُقْبَـٰهَا ﴿١٥﴾

Bu işin sonundan O'nun korkusu yoktur.

وَٱلَّيْلِ إِذَا يَغْشَىٰ ﴿١﴾

Kararıp ortalığı bürüdüğü zaman geceye and olsun.

وَٱلنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّىٰ ﴿٢﴾

Açılıp aydınlattığı zaman gündüze and olsun.

وَمَا خَلَقَ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰٓ ﴿٣﴾

Erkeği ve dişiyi yaratana and olsun ki:

إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّىٰ ﴿٤﴾

Doğrusu sizin çalışmalarınız çeşitlidir.

فَأَمَّا مَنْ أَعْطَىٰ وَٱتَّقَىٰ ﴿٥﴾

Elinde bulunandan verenin, Allah'a karşı gelmekten sakınanın, en güzel söz olan Allah'ın birliğini doğrulayanın işlerini kolaylaştırırız.

وَصَدَّقَ بِٱلْحُسْنَىٰ ﴿٦﴾

Elinde bulunandan verenin, Allah'a karşı gelmekten sakınanın, en güzel söz olan Allah'ın birliğini doğrulayanın işlerini kolaylaştırırız.

فَسَنُيَسِّرُهُۥ لِلْيُسْرَىٰ ﴿٧﴾

Elinde bulunandan verenin, Allah'a karşı gelmekten sakınanın, en güzel söz olan Allah'ın birliğini doğrulayanın işlerini kolaylaştırırız.

وَأَمَّا مَنۢ بَخِلَ وَٱسْتَغْنَىٰ ﴿٨﴾

Ama, cimrilik eden, kendini Allah'tan müstağni sayan, en güzel sözü yalanlayan kimsenin güçlüğe uğramasını kolaylaştırırız.

وَكَذَّبَ بِٱلْحُسْنَىٰ ﴿٩﴾

Ama, cimrilik eden, kendini Allah'tan müstağni sayan, en güzel sözü yalanlayan kimsenin güçlüğe uğramasını kolaylaştırırız.

فَسَنُيَسِّرُهُۥ لِلْعُسْرَىٰ ﴿١٠﴾

Ama, cimrilik eden, kendini Allah'tan müstağni sayan, en güzel sözü yalanlayan kimsenin güçlüğe uğramasını kolaylaştırırız.

وَمَا يُغْنِى عَنْهُ مَالُهُۥٓ إِذَا تَرَدَّىٰٓ ﴿١١﴾

O kimse ölüp ateşe yuvarlandığı zaman, malı ona fayda vermez.

إِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدَىٰ ﴿١٢﴾

Bize düşen sadece doğru yolu göstermektir.

وَإِنَّ لَنَا لَلْـَٔاخِرَةَ وَٱلْأُولَىٰ ﴿١٣﴾

Şüphesiz ahiret de, dünya da Bizimdir.

فَأَنذَرْتُكُمْ نَارًۭا تَلَظَّىٰ ﴿١٤﴾

Sizi alevler saçan ateşle uyardım;

Sayfa 596
Hizb 60
سورة الليل
Cüz 30 70.9% (400/564)
Hizb 60 43.1% (124/288)

لَا يَصْلَىٰهَآ إِلَّا ٱلْأَشْقَى ﴿١٥﴾

Oraya, yalanlayıp yüz çevirmiş olan o en azgından başkası yaslanmaz.

ٱلَّذِى كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ ﴿١٦﴾

Oraya, yalanlayıp yüz çevirmiş olan o en azgından başkası yaslanmaz.

وَسَيُجَنَّبُهَا ٱلْأَتْقَى ﴿١٧﴾

Arınmak için malını veren, en çok sakınan kimse ise ondan uzak tutulur.

ٱلَّذِى يُؤْتِى مَالَهُۥ يَتَزَكَّىٰ ﴿١٨﴾

Arınmak için malını veren, en çok sakınan kimse ise ondan uzak tutulur.

وَمَا لِأَحَدٍ عِندَهُۥ مِن نِّعْمَةٍۢ تُجْزَىٰٓ ﴿١٩﴾

O yaptığı iyiliği birinden karşılık görmek için değil, ancak yüce Rabbinin hoşnudluğunu (rızasını) gözeterek yapmıştır.

إِلَّا ٱبْتِغَآءَ وَجْهِ رَبِّهِ ٱلْأَعْلَىٰ ﴿٢٠﴾

O yaptığı iyiliği birinden karşılık görmek için değil, ancak yüce Rabbinin hoşnudluğunu (rızasını) gözeterek yapmıştır.

وَلَسَوْفَ يَرْضَىٰ ﴿٢١﴾

Elbette kendisi de hoşnut (razı) olacaktır.

وَٱلضُّحَىٰ ﴿١﴾

Kuşluk vaktine and olsun;

وَٱلَّيْلِ إِذَا سَجَىٰ ﴿٢﴾

Sükun erdiği zaman geceye and olsun ki,

مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَىٰ ﴿٣﴾

Rabbin seni ne bıraktı ve ne de sana darıldı.

وَلَلْـَٔاخِرَةُ خَيْرٌۭ لَّكَ مِنَ ٱلْأُولَىٰ ﴿٤﴾

Doğrusu ahiret senin için dünyadan daha hayırlıdır.

وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَىٰٓ ﴿٥﴾

Rabbin şüphesiz sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın.

أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًۭا فَـَٔاوَىٰ ﴿٦﴾

Seni öksüz bulup da barındırmadı mı?

وَوَجَدَكَ ضَآلًّۭا فَهَدَىٰ ﴿٧﴾

Seni şaşırmış bulup, doğru yola eriştirmedi mi?

وَوَجَدَكَ عَآئِلًۭا فَأَغْنَىٰ ﴿٨﴾

Seni fakir bulup zenginleştirmedi mi?

فَأَمَّا ٱلْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَرْ ﴿٩﴾

Öyleyse sakın öksüze kötü muamele etme;

وَأَمَّا ٱلسَّآئِلَ فَلَا تَنْهَرْ ﴿١٠﴾

Ve sakın bir şey isteyeni azarlama;

وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ ﴿١١﴾

Yalnızca Rabbinin nimetini anlat.

أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ ﴿١﴾

Senin gönlünü açmadık mı?

وَوَضَعْنَا عَنكَ وِزْرَكَ ﴿٢﴾

Belini büken yükünü üzerinden almadık mı?

ٱلَّذِىٓ أَنقَضَ ظَهْرَكَ ﴿٣﴾

Belini büken yükünü üzerinden almadık mı?

وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ ﴿٤﴾

Senin şanını yükseltmedik mi?

فَإِنَّ مَعَ ٱلْعُسْرِ يُسْرًا ﴿٥﴾

Elbette güçlükle beraber şüphesiz bir kolaylık vardır.

إِنَّ مَعَ ٱلْعُسْرِ يُسْرًۭا ﴿٦﴾

Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır.

فَإِذَا فَرَغْتَ فَٱنصَبْ ﴿٧﴾

Öyleyse, bir işi bitirince diğerine giriş;

وَإِلَىٰ رَبِّكَ فَٱرْغَب ﴿٨﴾

Ve ümit edeceğini yalnız Rabbinden iste.

Sayfa 597
Hizb 60
سورة التين
Cüz 30 75.5% (426/564)
Hizb 60 52.1% (150/288)

وَٱلتِّينِ وَٱلزَّيْتُونِ ﴿١﴾

İncir ve zeytine and olsun,

وَطُورِ سِينِينَ ﴿٢﴾

And olsun Sina dağına,

وَهَـٰذَا ٱلْبَلَدِ ٱلْأَمِينِ ﴿٣﴾

And olsun bu güvenli Mekke şehrine ki:

لَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ فِىٓ أَحْسَنِ تَقْوِيمٍۢ ﴿٤﴾

Biz insanı en güzel şekilde yarattık,

ثُمَّ رَدَدْنَـٰهُ أَسْفَلَ سَـٰفِلِينَ ﴿٥﴾

Sonra onu aşağıların en aşağısı kıldık.

إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍۢ ﴿٦﴾

Yalnız, inanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır. Onlara kesintisiz ecir vardır.

فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِٱلدِّينِ ﴿٧﴾

Öyleyken, sana dini yalan saydırtan nedir?

أَلَيْسَ ٱللَّهُ بِأَحْكَمِ ٱلْحَـٰكِمِينَ ﴿٨﴾

Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?

ٱقْرَأْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلَّذِى خَلَقَ ﴿١﴾

Yaratan Rabbinin adıyla oku!

خَلَقَ ٱلْإِنسَـٰنَ مِنْ عَلَقٍ ﴿٢﴾

O, insanı pıhtılaşmış kandan (alak'tan) yarattı.

ٱقْرَأْ وَرَبُّكَ ٱلْأَكْرَمُ ﴿٣﴾

Oku! Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren Rabbin, en büyük kerem sahibidir.

ٱلَّذِى عَلَّمَ بِٱلْقَلَمِ ﴿٤﴾

Oku! Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren Rabbin, en büyük kerem sahibidir.

عَلَّمَ ٱلْإِنسَـٰنَ مَا لَمْ يَعْلَمْ ﴿٥﴾

Oku! Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren Rabbin, en büyük kerem sahibidir.

كَلَّآ إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ لَيَطْغَىٰٓ ﴿٦﴾

Ama, insanoğlu kendini müstağni sayarak azgınlık eder.

أَن رَّءَاهُ ٱسْتَغْنَىٰٓ ﴿٧﴾

Ama, insanoğlu kendini müstağni sayarak azgınlık eder.

إِنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلرُّجْعَىٰٓ ﴿٨﴾

Dönüş şüphesiz Rabbinedir.

أَرَءَيْتَ ٱلَّذِى يَنْهَىٰ ﴿٩﴾

Sen, namaz kılan kulu bundan menedeni gördün mü?

عَبْدًا إِذَا صَلَّىٰٓ ﴿١٠﴾

Sen, namaz kılan kulu bundan menedeni gördün mü?

أَرَءَيْتَ إِن كَانَ عَلَى ٱلْهُدَىٰٓ ﴿١١﴾

Söyle bakalım, o kul doğru yolda giden veya Allah'a karşı gelmekten sakınmayı buyuran bir kimse olsun; veya söyle, yalanlayıp yüz çeviren birisi olsun

أَوْ أَمَرَ بِٱلتَّقْوَىٰٓ ﴿١٢﴾

Söyle bakalım, o kul doğru yolda giden veya Allah'a karşı gelmekten sakınmayı buyuran bir kimse olsun; veya söyle, yalanlayıp yüz çeviren birisi olsun

أَرَءَيْتَ إِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰٓ ﴿١٣﴾

Söyle bakalım, o kul doğru yolda giden veya Allah'a karşı gelmekten sakınmayı buyuran bir kimse olsun; veya söyle, yalanlayıp yüz çeviren birisi olsun

أَلَمْ يَعْلَم بِأَنَّ ٱللَّهَ يَرَىٰ ﴿١٤﴾

Allah'ın her şeyi görmekte olduğunu bilmez mi?

كَلَّا لَئِن لَّمْ يَنتَهِ لَنَسْفَعًۢا بِٱلنَّاصِيَةِ ﴿١٥﴾

Ama bundan vazgeçmezse, and olsun ki, onu perçeminden,

نَاصِيَةٍۢ كَـٰذِبَةٍ خَاطِئَةٍۢ ﴿١٦﴾

Yalancı ve günahkar perçeminden cehenneme sürükleriz.

فَلْيَدْعُ نَادِيَهُۥ ﴿١٧﴾

O zaman, kafadarlarını çağırsın,

سَنَدْعُ ٱلزَّبَانِيَةَ ﴿١٨﴾

Biz de zebanileri çağıracağız.

كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَٱسْجُدْ وَٱقْتَرِب ۩ ﴿١٩﴾

Sakın ona uyma; sen secde et, Rabbine yaklaş.

Sayfa 598
Hizb 60
سورة القدر
Cüz 30 80.3% (453/564)
Hizb 60 61.5% (177/288)

إِنَّآ أَنزَلْنَـٰهُ فِى لَيْلَةِ ٱلْقَدْرِ ﴿١﴾

Doğrusu, Biz, Kuran'ı kadir gecesinde indirmişizdir.

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا لَيْلَةُ ٱلْقَدْرِ ﴿٢﴾

Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?

لَيْلَةُ ٱلْقَدْرِ خَيْرٌۭ مِّنْ أَلْفِ شَهْرٍۢ ﴿٣﴾

Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.

تَنَزَّلُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِم مِّن كُلِّ أَمْرٍۢ ﴿٤﴾

Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler.

سَلَـٰمٌ هِىَ حَتَّىٰ مَطْلَعِ ٱلْفَجْرِ ﴿٥﴾

O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.

لَمْ يَكُنِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَـٰبِ وَٱلْمُشْرِكِينَ مُنفَكِّينَ حَتَّىٰ تَأْتِيَهُمُ ٱلْبَيِّنَةُ ﴿١﴾

Kitap ehlinden ve ortak koşanlardan inkarcılar, kendilerine apaçık bir belge, içinde kesin ve en doğru hükümlerin bulunduğu arınmış sahifeleri okuyan, Allah katından bir Peygamber gelene kadar dinlerinden vazgeçecek değillerdi.

رَسُولٌۭ مِّنَ ٱللَّهِ يَتْلُوا۟ صُحُفًۭا مُّطَهَّرَةًۭ ﴿٢﴾

Kitap ehlinden ve ortak koşanlardan inkarcılar, kendilerine apaçık bir belge, içinde kesin ve en doğru hükümlerin bulunduğu arınmış sahifeleri okuyan, Allah katından bir Peygamber gelene kadar dinlerinden vazgeçecek değillerdi.

فِيهَا كُتُبٌۭ قَيِّمَةٌۭ ﴿٣﴾

Kitap ehlinden ve ortak koşanlardan inkarcılar, kendilerine apaçık bir belge, içinde kesin ve en doğru hükümlerin bulunduğu arınmış sahifeleri okuyan, Allah katından bir Peygamber gelene kadar dinlerinden vazgeçecek değillerdi.

وَمَا تَفَرَّقَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَةُ ﴿٤﴾

Ama, kendilerine kitap verilenler, onlara apaçık belge geldikten sonra ayrılığa düştüler.

وَمَآ أُمِرُوٓا۟ إِلَّا لِيَعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ حُنَفَآءَ وَيُقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ ۚ وَذَٰلِكَ دِينُ ٱلْقَيِّمَةِ ﴿٥﴾

Oysa onlar, doğruya yönelerek, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekatı vermekle emrolunmuşlardı. Dosdoğru olan din de budur.

إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَـٰبِ وَٱلْمُشْرِكِينَ فِى نَارِ جَهَنَّمَ خَـٰلِدِينَ فِيهَآ ۚ أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمْ شَرُّ ٱلْبَرِيَّةِ ﴿٦﴾

Kitap ehlinden ve ortak koşanlardan inkar edenler, şüphesiz içinde temelli kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte bunlar, yaratıkların en kötüsüdürler.

إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمْ خَيْرُ ٱلْبَرِيَّةِ ﴿٧﴾

Fakat, inanıp yararlı iş işleyenler, işte onlar da, yaratıkların en iyileridirler.

Sayfa 599
Hizb 60
سورة البينة
Cüz 30 82.4% (465/564)
Hizb 60 65.6% (189/288)

جَزَآؤُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّـٰتُ عَدْنٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًۭا ۖ رَّضِىَ ٱللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا۟ عَنْهُ ۚ ذَٰلِكَ لِمَنْ خَشِىَ رَبَّهُۥ ﴿٨﴾

Onların Rableri katındaki mükafatı, içinde temelli ve sonsuz kalacakları, içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah onlardan razıdır. Onlar da Allah'tan razıdır. Bu, Rabbinden korkan kimseyedir.

إِذَا زُلْزِلَتِ ٱلْأَرْضُ زِلْزَالَهَا ﴿١﴾

Yer dehşetle sarsıldıkça sarsıldığı, yeryüzü ağırlıklarını dışarıya çıkardığı ve insanın: "Buna ne oluyor?" dediği zaman;

وَأَخْرَجَتِ ٱلْأَرْضُ أَثْقَالَهَا ﴿٢﴾

Yer dehşetle sarsıldıkça sarsıldığı, yeryüzü ağırlıklarını dışarıya çıkardığı ve insanın: "Buna ne oluyor?" dediği zaman;

وَقَالَ ٱلْإِنسَـٰنُ مَا لَهَا ﴿٣﴾

Yer dehşetle sarsıldıkça sarsıldığı, yeryüzü ağırlıklarını dışarıya çıkardığı ve insanın: "Buna ne oluyor?" dediği zaman;

يَوْمَئِذٍۢ تُحَدِّثُ أَخْبَارَهَا ﴿٤﴾

İşte o gün, yer, Rabbinin ona vahyetmesiyle kendi haberlerini anlatır.

بِأَنَّ رَبَّكَ أَوْحَىٰ لَهَا ﴿٥﴾

İşte o gün, yer, Rabbinin ona vahyetmesiyle kendi haberlerini anlatır.

يَوْمَئِذٍۢ يَصْدُرُ ٱلنَّاسُ أَشْتَاتًۭا لِّيُرَوْا۟ أَعْمَـٰلَهُمْ ﴿٦﴾

O gün insanlar işlerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük dönerler.

فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًۭا يَرَهُۥ ﴿٧﴾

Kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür.

وَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍۢ شَرًّۭا يَرَهُۥ ﴿٨﴾

Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür.

وَٱلْعَـٰدِيَـٰتِ ضَبْحًۭا ﴿١﴾

And olsun Allah yolunda koştukça koşanlara;

فَٱلْمُورِيَـٰتِ قَدْحًۭا ﴿٢﴾

And olsun kıvılcımlar saçanlara;

فَٱلْمُغِيرَٰتِ صُبْحًۭا ﴿٣﴾

Sabah sabah akına çıkanlara;

فَأَثَرْنَ بِهِۦ نَقْعًۭا ﴿٤﴾

Ve tozu dumana katanlara;

فَوَسَطْنَ بِهِۦ جَمْعًا ﴿٥﴾

Düşman topluluğunun içine dalanlara ki:

إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ لِرَبِّهِۦ لَكَنُودٌۭ ﴿٦﴾

İnsan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.

وَإِنَّهُۥ عَلَىٰ ذَٰلِكَ لَشَهِيدٌۭ ﴿٧﴾

Doğrusu kendisi de bunların hepsine şahittir.

وَإِنَّهُۥ لِحُبِّ ٱلْخَيْرِ لَشَدِيدٌ ﴿٨﴾

Gerçekten mala da pek düşkündür.

۞ أَفَلَا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِى ٱلْقُبُورِ ﴿٩﴾

İnsan, kabirlerde bulunanların çıkarılacağı ve kalblerde olanların ortaya konulacağı bir zamanın geleceğini bilmez mi?

Sayfa 600
Hizb 60
سورة العاديات
Cüz 30 85.6% (483/564)
Hizb 60 71.9% (207/288)

وَحُصِّلَ مَا فِى ٱلصُّدُورِ ﴿١٠﴾

İnsan, kabirlerde bulunanların çıkarılacağı ve kalblerde olanların ortaya konulacağı bir zamanın geleceğini bilmez mi?

إِنَّ رَبَّهُم بِهِمْ يَوْمَئِذٍۢ لَّخَبِيرٌۢ ﴿١١﴾

Doğrusu Rableri o gün onların her şeyinden haberdardır.

ٱلْقَارِعَةُ ﴿١﴾

Gürültü koparacak olan

مَا ٱلْقَارِعَةُ ﴿٢﴾

Nedir o gürültü koparacak olan?

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْقَارِعَةُ ﴿٣﴾

O gürültü koparacak olanın ne olduğunu sen bilir misin?

يَوْمَ يَكُونُ ٱلنَّاسُ كَٱلْفَرَاشِ ٱلْمَبْثُوثِ ﴿٤﴾

O gün insanlar, ateş etrafında çırpınıp dökülen pervaneye dönecekler.

وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ ٱلْمَنفُوشِ ﴿٥﴾

Dağlar, atılmış renkli yüne benzeyecekler.

فَأَمَّا مَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ ﴿٦﴾

Ama tartıları ağır gelen kimse hoş bir hayat içinde olacaktır.

فَهُوَ فِى عِيشَةٍۢ رَّاضِيَةٍۢ ﴿٧﴾

Ama tartıları ağır gelen kimse hoş bir hayat içinde olacaktır.

وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ ﴿٨﴾

Tartıları hafif gelenler ise,

فَأُمُّهُۥ هَاوِيَةٌۭ ﴿٩﴾

Onların yeri bir çukurdur.

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا هِيَهْ ﴿١٠﴾

O çukurun ne olduğunu sen bilir misin?

نَارٌ حَامِيَةٌۢ ﴿١١﴾

O, kızgın bir ateştir.

أَلْهَىٰكُمُ ٱلتَّكَاثُرُ ﴿١﴾

Çoğunluk olmak iddianız sizi o kadar meşgul etti ki, mezarları ziyaretle oradakileri de sayacak kadar oldunuz.

حَتَّىٰ زُرْتُمُ ٱلْمَقَابِرَ ﴿٢﴾

Çoğunluk olmak iddianız sizi o kadar meşgul etti ki, mezarları ziyaretle oradakileri de sayacak kadar oldunuz.

كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ ﴿٣﴾

Hayır; öyle olmayın; yakında bileceksiniz.

ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ ﴿٤﴾

Hayır; gözünüzü açın; yakında bileceksiniz.

كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ ٱلْيَقِينِ ﴿٥﴾

Dikkat edin, şayet yaptığınızın sonucunu kesin olarak bir bilseniz!

لَتَرَوُنَّ ٱلْجَحِيمَ ﴿٦﴾

And olsun ki, cehennemi göreceksiniz.

ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ ٱلْيَقِينِ ﴿٧﴾

And olsun ki, onu gözünüzle kesin olarak göreceksiniz.

ثُمَّ لَتُسْـَٔلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ ٱلنَّعِيمِ ﴿٨﴾

Sonra o gün, size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz.

Sayfa 601
Hizb 60
سورة العصر
Cüz 30 89.4% (504/564)
Hizb 60 79.2% (228/288)

وَٱلْعَصْرِ ﴿١﴾

İkindi vaktine (Asra; çağa) and olsun ki,

إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ لَفِى خُسْرٍ ﴿٢﴾

İnsan hiç şüphesiz hüsran içindedir.

إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلْحَقِّ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلصَّبْرِ ﴿٣﴾

Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, birbirlerine gerçeği tavsiye edenler ve sabırlı olmayı tavsiye edenler bunun dışındadır.

وَيْلٌۭ لِّكُلِّ هُمَزَةٍۢ لُّمَزَةٍ ﴿١﴾

Mal toplayarak onu tekrar tekrar sayan, diliyle çekiştirip alay eden kimsenin vay haline!

ٱلَّذِى جَمَعَ مَالًۭا وَعَدَّدَهُۥ ﴿٢﴾

Mal toplayarak onu tekrar tekrar sayan, diliyle çekiştirip alay eden kimsenin vay haline!

يَحْسَبُ أَنَّ مَالَهُۥٓ أَخْلَدَهُۥ ﴿٣﴾

Malının kendisini ölümsüz kılacağını sanır.

كَلَّا ۖ لَيُنۢبَذَنَّ فِى ٱلْحُطَمَةِ ﴿٤﴾

Hayır; o, and olsun ki, Hutame'ye atılacaktır.

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحُطَمَةُ ﴿٥﴾

Hutame'nin ne olduğunu sen bilir misin?

نَارُ ٱللَّهِ ٱلْمُوقَدَةُ ﴿٦﴾

O, yüreklere çökecek olan, Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir.

ٱلَّتِى تَطَّلِعُ عَلَى ٱلْأَفْـِٔدَةِ ﴿٧﴾

O, yüreklere çökecek olan, Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir.

إِنَّهَا عَلَيْهِم مُّؤْصَدَةٌۭ ﴿٨﴾

Onlar, uzun sütunlar arasında, her yönden o ateşle kapatılmışlardır.

فِى عَمَدٍۢ مُّمَدَّدَةٍۭ ﴿٩﴾

Onlar, uzun sütunlar arasında, her yönden o ateşle kapatılmışlardır.

أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِأَصْحَـٰبِ ٱلْفِيلِ ﴿١﴾

Fil sahiplerine Rabbinin ne ettiğini görmedin mi?

أَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فِى تَضْلِيلٍۢ ﴿٢﴾

Onların düzenlerini boşa çıkarmadı mı?

وَأَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْرًا أَبَابِيلَ ﴿٣﴾

Onların üzerine, sert taşlar atan sürülerle kuşlar gönderdi.

تَرْمِيهِم بِحِجَارَةٍۢ مِّن سِجِّيلٍۢ ﴿٤﴾

Onların üzerine, sert taşlar atan sürülerle kuşlar gönderdi.

فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍۢ مَّأْكُولٍۭ ﴿٥﴾

Sonunda onları, yenilmiş ekin gibi yaptı.

Sayfa 602
Hizb 60
سورة قريش
Cüz 30 92.4% (521/564)
Hizb 60 85.1% (245/288)

لِإِيلَـٰفِ قُرَيْشٍ ﴿١﴾

Kureyş kabilesinin yaz ve kış yolculuklarında uzlaşması ve anlaşması sağlanmıştır.

إِۦلَـٰفِهِمْ رِحْلَةَ ٱلشِّتَآءِ وَٱلصَّيْفِ ﴿٢﴾

Kureyş kabilesinin yaz ve kış yolculuklarında uzlaşması ve anlaşması sağlanmıştır.

فَلْيَعْبُدُوا۟ رَبَّ هَـٰذَا ٱلْبَيْتِ ﴿٣﴾

Öyleyse kendilerini açken doyuran ve korku içindeyken güven veren bu Ev'in (Kabe'nin) Rabbine kulluk etsinler.

ٱلَّذِىٓ أَطْعَمَهُم مِّن جُوعٍۢ وَءَامَنَهُم مِّنْ خَوْفٍۭ ﴿٤﴾

Öyleyse kendilerini açken doyuran ve korku içindeyken güven veren bu Ev'in (Kabe'nin) Rabbine kulluk etsinler.

أَرَءَيْتَ ٱلَّذِى يُكَذِّبُ بِٱلدِّينِ ﴿١﴾

Dini yalan sayanı gördün mü?

فَذَٰلِكَ ٱلَّذِى يَدُعُّ ٱلْيَتِيمَ ﴿٢﴾

Öksüzü kakıştıran, yoksulu doyurmaya yanaşmayan kimse işte odur.

وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ ﴿٣﴾

Öksüzü kakıştıran, yoksulu doyurmaya yanaşmayan kimse işte odur.

فَوَيْلٌۭ لِّلْمُصَلِّينَ ﴿٤﴾

Vay o namaz kılanların haline ki:

ٱلَّذِينَ هُمْ عَن صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ ﴿٥﴾

Onlar kıldıkları namazdan gafildirler.

ٱلَّذِينَ هُمْ يُرَآءُونَ ﴿٦﴾

Onlar gösteriş yaparlar.

وَيَمْنَعُونَ ٱلْمَاعُونَ ﴿٧﴾

Onlar basit şeyleri dahi vermezler.

إِنَّآ أَعْطَيْنَـٰكَ ٱلْكَوْثَرَ ﴿١﴾

Doğrusu sana pek çok nimet vermişizdir.

فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَٱنْحَرْ ﴿٢﴾

Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes.

إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ ٱلْأَبْتَرُ ﴿٣﴾

Doğrusu adı sanı ortadan kalkacak olan, sana kin tutan kimsedir.

Sayfa 603
Hizb 60
سورة الكافرون
Cüz 30 94.9% (535/564)
Hizb 60 89.9% (259/288)

قُلْ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْكَـٰفِرُونَ ﴿١﴾

De ki: "Ey inkarcılar!"

لَآ أَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ ﴿٢﴾

"Ben sizin taptıklarınıza tapmam."

وَلَآ أَنتُمْ عَـٰبِدُونَ مَآ أَعْبُدُ ﴿٣﴾

"Benim taptığıma da sizler tapmazsınız."

وَلَآ أَنَا۠ عَابِدٌۭ مَّا عَبَدتُّمْ ﴿٤﴾

"Ben de sizin taptığınıza tapacak değilim."

وَلَآ أَنتُمْ عَـٰبِدُونَ مَآ أَعْبُدُ ﴿٥﴾

"Benim taptığıma da sizler tapmıyorsunuz."

لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِىَ دِينِ ﴿٦﴾

"Sizin dininiz size, benim dinim banadır."

إِذَا جَآءَ نَصْرُ ٱللَّهِ وَٱلْفَتْحُ ﴿١﴾

Allah'ın yardımı ve zafer günü gelip, insanların Allah'ın dinine akın akın girdiklerini görünce, Rabbini överek tesbih et; O'ndan bağışlama dile, çünkü O, tevbeleri daima kabul edendir.

وَرَأَيْتَ ٱلنَّاسَ يَدْخُلُونَ فِى دِينِ ٱللَّهِ أَفْوَاجًۭا ﴿٢﴾

Allah'ın yardımı ve zafer günü gelip, insanların Allah'ın dinine akın akın girdiklerini görünce, Rabbini överek tesbih et; O'ndan bağışlama dile, çünkü O, tevbeleri daima kabul edendir.

فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَٱسْتَغْفِرْهُ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ تَوَّابًۢا ﴿٣﴾

Allah'ın yardımı ve zafer günü gelip, insanların Allah'ın dinine akın akın girdiklerini görünce, Rabbini överek tesbih et; O'ndan bağışlama dile, çünkü O, tevbeleri daima kabul edendir.

تَبَّتْ يَدَآ أَبِى لَهَبٍۢ وَتَبَّ ﴿١﴾

Ebu Leheb'in elleri kurusun; kurudu da!

مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُ مَالُهُۥ وَمَا كَسَبَ ﴿٢﴾

Malı ve kazandığı kendisine fayda vermedi.

سَيَصْلَىٰ نَارًۭا ذَاتَ لَهَبٍۢ ﴿٣﴾

Alevli ateşe yaslanacaktır.

وَٱمْرَأَتُهُۥ حَمَّالَةَ ٱلْحَطَبِ ﴿٤﴾

Karısı da, boynunda bir ip olduğu halde ona odun taşıyacaktır.

فِى جِيدِهَا حَبْلٌۭ مِّن مَّسَدٍۭ ﴿٥﴾

Karısı da, boynunda bir ip olduğu halde ona odun taşıyacaktır.

Sayfa 604
Hizb 60
سورة الإخلاص
Cüz 30 97.3% (549/564)
Hizb 60 94.8% (273/288)

قُلْ هُوَ ٱللَّهُ أَحَدٌ ﴿١﴾

De ki: O Allah bir tektir.

ٱللَّهُ ٱلصَّمَدُ ﴿٢﴾

Allah her şeyden müstağni ve her şey O'na muhtaçtır.

لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ ﴿٣﴾

O doğurmamış ve doğmamıştır.

وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ كُفُوًا أَحَدٌۢ ﴿٤﴾

Hiçbir şey O'na denk değildir.

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلْفَلَقِ ﴿١﴾

De ki: "Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedcilerin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım."

مِن شَرِّ مَا خَلَقَ ﴿٢﴾

De ki: "Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedcilerin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım."

وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ ﴿٣﴾

De ki: "Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedcilerin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım."

وَمِن شَرِّ ٱلنَّفَّـٰثَـٰتِ فِى ٱلْعُقَدِ ﴿٤﴾

De ki: "Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedcilerin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım."

وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ ﴿٥﴾

De ki: "Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedcilerin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım."

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ ﴿١﴾

De ki: "İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların Tanrısı, insanların Hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah'a sığınırım."

مَلِكِ ٱلنَّاسِ ﴿٢﴾

De ki: "İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların Tanrısı, insanların Hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah'a sığınırım."

إِلَـٰهِ ٱلنَّاسِ ﴿٣﴾

De ki: "İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların Tanrısı, insanların Hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah'a sığınırım."

مِن شَرِّ ٱلْوَسْوَاسِ ٱلْخَنَّاسِ ﴿٤﴾

De ki: "İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların Tanrısı, insanların Hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah'a sığınırım."

ٱلَّذِى يُوَسْوِسُ فِى صُدُورِ ٱلنَّاسِ ﴿٥﴾

De ki: "İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların Tanrısı, insanların Hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah'a sığınırım."

مِنَ ٱلْجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ ﴿٦﴾

De ki: "İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların Tanrısı, insanların Hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah'a sığınırım."

بسم الله الرحمن الرحيم Cum 24 Muharrem
الجمعة 24 محرّم
هلال متناقص Azalan Hilal Gün 25.1 / 29.5
Aydınlatma 21%
Yeni ay 4 gün içinde
لا حول ولا قوة إلا بالله Güç ve kuvvet ancak Allah'tandır